Ramiz Dayıdan Hayat Dersleri ( Güncellendi )

 

 

9 Ekim 2011 tarihinde yayımlanmış bu yazı şimdi küçük eklemelerle yeniden sizlerle.

Ezel dizisi, senaryosu ve oyuncuları kadar diyaloglarıyla da gönlümüzde taht kurdu… Çok güçlü, insanı yüreğinden vuran diyaloglardı. Bize hayat hakkında bildiğimiz ama dile getiremediğimiz şeyler söyledi…

Bazen espri yapıldı Ramiz Dayı’nın üzerinden ama söyledikleri aslında çok derin laflardı , bu sözlere kulak verin

  • Aldatmak  |  Eğer birisi seni aldatmışsa bu onun suçudur. Eğer o kişi seni pek çok kere aldatmışsa bu senin suçundur.
  • Değişmek | Değişmek zordur yeğenim. Ama bazen aynı adam olmak daha zordur.
  • Hesap Kitap | Hesap görmek, hesap etmekten zordur yeğenim.
  • Hayat | Hayat öyle yüklenir ki, üstünde durduğun yerde çatır çatır çatırdarsın.
  • Acı | Bazen öyle acır ki için, değiştin sanırsın. Şimdi, dersin… Şimdi her şeyi yapabilirim.
  • Yalan | Zorunu benden duy yeğenim, herkese yalan söylemen yetmez artık…
  • Çaresizlik | Asıl çaresizlik derdin devasız olması değil, birini iyi edecek şeyin diğerinin kadehine zehir olmasıdır.
  • Planlar | En iyi soygunlar girerken değil, çıkarken bozulur yeğen. Haydutlar öyle iyi planlar ki girmeyi nasıl çıkacaklarını unuturlar. Çıkacaksan hemen çıkacaksın yeğen, yoksa çekerler seni içeri…
  • Ruh | Bazen insan başkasının ruhunu ararken, kendi ruhunu teslim eder başkasına.
  • Yumruğu Sıkmak | Bazen yeğen, işleri yoluna koymak için sıkmayacaksın yumruğunu; açacaksın avucunu, avucundakileri savuracaksın havaya. Bekleyeceksin sana geri gelmelerini.
  • Sadakat | Sadakat erdem değildir aslında, sevgiden kör olmaktır. Hep kaçtığın şeye eninde sonunda yakalanmaktır sadakat. Yemin etmeden bir daha düşün; çünkü sadakatle başlayan her şey ihanetle biter.
  • İhanet | Bir kere ihanete uğradın mı, anılar sana bataklık olur. Hatırladıkça çekerler seni içeri, hatırladıkça affetmek istersin. Çünkü affetmek unutmak demek. Öncesini hatırladıkça sonrasını unutmak istersin. Çırpınma boşuna. O hançer bir kere saplanınca sırtına çıkarmaya kalktıkça iyice kalbine gömersin.

 

Kadın ile Erkeğin Masum Oyunu

 

 

Nedense oyun kadının kararı üzerine başlar…

Kadın seçilmiş erkeği izlemeye başlar. Seçilmiş erkek kadında ilgi uyandırandır. Yeterince ön bilgi edinene dek gözlem sürer. Bu gözlem sonucunda duyulan ilk ilgi onaylanırsa kadın erkeğin kendisini izlemesine imkan verir. Ve böylece sürek avı başlar… Kadının amacı değerli bir av olmaktır. İstenen ilginin oluşması için geçirilecek süreç, yaşanacak zorluklar, erkeğin göstereceği ustalık sürek avının heyecanını oluşturacak ve sonuçta duyulacak haz o derece büyük olacaktır.’

Erkek gücünü kanıtlayabileceği bir sürece başlar…

‘Bir kadına ya da kadının ilgisine ilgi duyan erkek avcı olduğunu yavaş yavaş anımsamaya başlar. Avcı olduğunu erkeğe hissettiren kadın seçilmiştir. Erkeğin amacı avına gücünü göstermek kendine de kanıtlamaktır. Bu nedenle değerli bulduğu avları tercih eder ve onu keskin bir gözle izler. Erkek; başlayan bu süreçte ne kadar mücadele eder, avına yaklaştığını ve ava hakim olduğunu ne kadar hissederse sonunda yaşayacağı başarı duygusu ve elbette duyacağı haz o derece güçlü olacaktır. Bunu bilir ve avına doğru daha kararlı bir şekilde ilerlemeye başlar.’

Böylece oyuncular seçilir, oyunun başlatılmasına karar verilir ve doğanın en zevkli dansı için pistler açılır… Artık kadınla erkeği yalnızca kendileri durdurabilirler…

Ben bu evreye ‘ilgi çekimi’ evresi diyorum. Henüz yeterli heyecanlanmanın oluşmadığı, ama ilgi ve konsantrasyonun olduğu bir tür ‘gözüne kestirme’ evresi. Tam bu evrede karşı tarafı yalnızca ‘ilgimi çekiyor’ şeklinde yorumlayabiliriz. Elbette doğal ve kendiliğinden oluşan bir durumdan söz ediyoruz. Doğal ve kendiliğinden oluşmadan kimse kimseye ilgi duyamaz.

İnceden bir keyif alınır, ama başdönmesi yaşanmaz. Bireylerin enerjisi yükselir ama bir enerji patlamasından sözedilemez henüz. Bahar öncesi türünden hafif bir diriliş, umutlu olma benzeri bir hoşluk yaşanır. Ancak henüz eller soğumaz, kalpten gelen basınç bedeni sarsmaz. Etkileme çabası belirgin olmakla beraber karşı tarafı tanıma çabasıyla yarışıyor gibidir. Karşı taraftan alınan olumlu ve onaylanan etkilere göre heyecan çıkışları son derece keyiflidir. Buna karşın kontrolün kaybedilişi pek yaşanmaz. Sonuçta; merakların, ilgilerin ve tatlı bir keyif duygusunun yaşandığı kontrollü bir evredir… dansçıların henüz terlemediği, dansın giriş bölümü…

Bu evreyi bu yüzden seviyorum. Mantık ve kontrol yitirilmeden yaşanan keyifler insana çok yakışıyor… Aslında insana tüm sevgi yönünde çaba ve ilgiler yakışıyor. Çünkü, hangi evre ve dozda olursa olsun bu çabalar insanı özüne yaklaştıran durumlar. Hedefle gerçekleşen her temas değerlidir ve özen yaratır. Daha düzgün görünmek, olumlu etki bırakmak önemlidir. Etkili bir söz veya bir hareket derhal kayıtlanır.

Genellikle tanımaya çalışırken taraflar olumludurlar. Kusurları da bir kartal keskinliğinde görürken karşı tarafın beğenilen özellikleri altı çizilerek algılanır. Sanırım bu; doğanın insana verdiği en hoş ‘torpil’ yeteneğidir.

Yeterince olumlu veriler elde etmek için farkında olmadan çaba geliştirilir. Karşı taraf ta bu yönde olumlu ve istekliyse yaratıcılık artar ve değerli av olma ya da esaslı bir avcı olma yönünde taraflar koşmaya başlayabilir. Bir bakış çalmak bile süreci yürümekten koşmaya dönüştürebilir.

Ancak; bu öyle bir evredirki beklenmedik bir küçük talihsizlik bile vazgeçmeyi sağlayabilir. Hatalı bir cümle, kötü bir kahkaha, küçük bir saygısızlık, hatta basit bir unutkanlık ya da tarafların hassas olduğu bir konuda gösterilen özensizlik ilgiyi öldürebilir. Beklentiye cevap vermeyen her şey bu keyifli oyunun sonunu getirebilir. Taraflardan biri ya da her ikisi dans pistini terkedebilir.

Gelişen keskin bir olumsuzluk oluşmaz veya yaşanmazsa taraflar oyunun ikinci ve en heyecan vericievresine ulaşma şansını elde edebilirler. O da doğanın en mucizevi armağanı olan ‘aşk’tır…

Bir ‘ateşten gömlek’, zehirli ilaç, bir acı bal… Kahpe ve doyumsuz, acımasız ve ölümcül güzel… Hayatın şikesi ve şakası, endamlı, inatçı, şımarık ve yüce aşk…